Kapadokya’da 3 Gün: Balon, Peri Bacaları ve Gizli Kafeler
Türkiye topraklarının belki de en masalsı köşesi olan Kapadokya, her gezginin hayatında en az bir kez görmesi gereken bir yer. Ancak popüler kültürün ve Instagram estetiğinin yarattığı yanılsamalar yüzünden bu coğrafyaya yapılacak bir seyahat bazen bütçenizi zorlayabilir. Bu gezi rehberinde, sabahın erken saatlerinde gökyüzünü süsleyen meşhur sıcak hava balonlarını izlemenin en ekonomik yollarından saklı vadilerdeki yerel lezzetlere kadar, 3 günlük alternatif bir rota çizeceğiz. Klişeleri bir kenara bırakıp bu topraklara hak ettiği derinlikle bakacağız.
Kapadokya’ya ulaşım genellikle Kayseri veya Nevşehir havalimanları üzerinden sağlanıyor. Bütçe bilincine sahip bir gezginseniz Kayseri Havalimanı’ndan Göreme’ye giden paylaşımlı transfer araçlarını (shuttle) tercih etmek en mantıklısı. Yaklaşık 1 saat süren bu yolculuk kişi başı 200-250 TL civarında tutuyor. Özel taksilerin fahiş fiyatlarına kıyasla seyahate ekonomik bir başlangıç yapmanızı sağlıyor. Konaklama için de Göreme’nin merkezindeki büyük lüks oteller yerine Ortahisar veya Uçhisar’daki yerel pansiyonları seçmek hem bütçenizi koruyor hem de size daha samimi bir ev sahipliği sunuyor.
1. Gün: gökyüzünde dans ve vadilerin sessizliği
Balon izlemenin en iyi (ve ücretsiz) tepesi
Sabahın ilk ışıklarıyla uyanmak bu coğrafyanın yazılmamış kuralıdır. Kişi başı 150 ile 250 Euro arasında değişen balon uçuşlarına bütçe ayırmak istemiyorsanız üzülmeyin. Balonları havadan izlemek kadar onları yerden yükselirken seyretmek de büyüleyici bir deneyimdir. Çoğu turist Göreme’deki “Aydın Kırağı” tepesine yığılırken siz rotanızı Kızılçukur Vadisi’ne (Red Valley) çevirin. Buraya giriş ücreti araç başı sadece 50 TL civarında. Vadinin sessizliğinde, rüzgarın fısıltısıyla birlikte yükselen yüzlerce balonu izlemek kendinizi bir film sahnesinde hissettirecek.
Balonların uçup uçmayacağını anlamak için her sabah sivil havacılığın sitesini yenilemek yerine, rüzgar hızını terminalden kontrol eden küçük bir script yazmıştım. Rüzgar hızı saatte 10-11 kilometrenin altındaysa o sabah gökyüzü şenlenecek demektir:
curl -s "https://api.open-meteo.com/v1/forecast?latitude=38.6431&longitude=34.8289¤t=wind_speed_10m" | jq .current.wind_speed_10m
Kılıçlar Vadisi’nde kaybolmak
Öğleden sonra Göreme Açık Hava Müzesi’ne doğru yola çıkıyoruz. Müzekart’ınızın yanınızda olduğundan emin olun, çünkü kartınız yoksa giriş ücreti yabancı turist tarifesine yakın bir seviyeye çıkıp bütçenizi sarsabilir. Asıl hedefimiz ise müzenin hemen karşısında yer alan ve pek az turistin adım attığı Kılıçlar Vadisi. Peri bacalarının arasından süzülen patikalarıyla yürüyüş yapmayı sevenler için tam bir cennet. Hiçbir ücret ödemeden bin yıllık kaya kiliselerini kendi başınıza keşfedin. Akşamüstü yorgunluğunuzu atmak için Göreme merkezindeki Nazar Börek Salonu’na uğrayıp yerel halkın arasında demli bir çay için.
2. Gün: yerin altındaki tarih ve sessiz rotalar
Derinkuyu’nun labirentlerinde zaman yolculuğu
İkinci günümüzde rotamızı yerin altına, binlerce yıl önce insanların sığınak olarak inşa ettiği büyük şehirlere çeviriyoruz. Kapadokya’da birçok yeraltı şehri var, ama Derinkuyu ve Kaymaklı en bilinenleri. Biz derinliğiyle insanı hayrete düşüren Derinkuyu’yu tercih ediyoruz. Göreme’den buraya ulaşmak için önce Nevşehir merkeze giden dolmuşlara binmeli, oradan Derinkuyu dolmuşuna aktarma yapmalısınız. Bu toplu taşıma macerası toplamda 1,5 saat sürüyor ve kişi başı maliyeti 70 TL’yi geçmiyor.
Müze Kart burada da geçerli. Yer altına inmeden önce yanınıza mutlaka ince bir hırka alın; dışarısı ne kadar sıcak olursa olsun, yerin altı her mevsim serindir. Klostrofobiniz varsa tünellerin daraldığı noktalarda kendinizi hazırlamanızda fayda var.
Yer altı şehrinin mistik havasından çıktıktan sonra hemen yakınlardaki yerel fırınlardan birine uğrayıp taze Nevşehir simidi alın. Bu simit, bildiklerimizden farklı olarak patates mayasıyla yapılır ve çok doyurucudur. Sadece 15 TL’ye güzel bir öğle atıştırmalığı elde etmiş olursunuz. Vaktiniz kalırsa dönüş yolunda eski bir Rum köyü olan Mustafapaşa’ya (Sinasos) uğrayın. Taş işçiliğiyle büyüleyen konakları ve sakin sokaklarıyla zamanın durduğu bir yer burası.
3. Gün: Ürgüp’ün saklı lezzetleri ve gün batımı
Klişelerden uzak bir akşam yemeği
Üçüncü günümüzü Ürgüp ve çevresine ayırıyoruz. Ürgüp, hareketli yapısıyla dikkat çeker ama ara sokaklarında kaybolduğunuzda bambaşka bir yüzünü gösterir. Öğle yemeği için büyük ve gösterişli restoranlar yerine asma yapraklarının gölgesindeki küçük esnaf lokantalarını arayın. Örneğin Ürgüp’ün eski mahallelerinde yer alan ve yerel kadınların işlettiği minik ev yemekleri dükkanlarında Kapadokya’nın ünlü testi kebabını veya “kuru kayısı yahnisi” gibi otantik lezzetleri çok daha uygun fiyatlara tadabilirsiniz. Bir porsiyon yerel yemek ve yanındaki ev yapımı ayran için ödeyeceğiniz tutar yaklaşık 250-300 TL olacaktır.
Ortahisar’da güne veda etmek
Seyahatimizi sonlandırırken kalabalıklardan uzaklaşmak ve sakin bir gün batımı izlemek için Ortahisar Kalesi’nin eteklerine gidiyoruz. Uçhisar Kalesi kadar popüler olmadığı için burası çok daha sakin ve huzurlu. Kalenin çevresindeki kayadan oyma kafelerden birine oturun. Yerel üzümlerden yapılan sıcak şarapları veya taze demlenmiş bitki çaylarını yudumlarken güneşin peri bacalarını kızıla boyamasını izleyin.
Kapadokya’nın gerçek ruhu işte o sessiz anda, rüzgarın vadideki fısıltısında gizlidir. Kendi ritminizde, yerel halka karışarak yaptığınız bu seyahat size yalnızca güzel fotoğraflar değil, ömür boyu unutulmayacak hikayeler bırakacak. Eve dönüş yolunda cebinizde kalan parayı ve ruhunuzda biriken huzuru düşündüğünüzde buraya neden tekrar gelmek isteyeceğinizi çok iyi anlayacaksınız.